Ana Sayfa Bilim/Astronomi Kuasarlar: Evrenimizin işaret fişekleri

Kuasarlar: Evrenimizin işaret fişekleri

324
0
Paylaş
Bu yazıyı 3 dakika 30 saniyede okuya bilirsiniz.

KUASARLAR –  Quasi-Stellar Radio Sources

Evrenimizin gözlemlenen en parlak cisimleri.

İlk kuasar (3C 48 ve  3C 273) 1950’lerin başında Allen Sandange ve ekibi tarafından gözlemlendi. Kuasar ismi aslında; Yıldız benzeri radyo kaynağının (Quasi-Stellar Radio Source) kısaltılmış halinden oluşmakta.  Fakat gerçekleşen ilk gözlemlerde bu yapılar yaydıkları radyo frekansı nedeniyle yıldızlara benzetilse de, daha sonra gerçekleşen keşiflerde bu yapıların yıldız olmadığı anlaşıldı.

Aslında kuasarın kendi içinde bir ironi taşıdığı söylenebilir. Nedeni ise bir kuasarın oluşabilmesi için kara deliğe ihtiyaç duyulması. Aslında galaksi merkezlerinde yer alan süper kütleli kara deliklerin etrafını saran yığılım diskinin kara deliğin kutuplarından gerçekleştirdiği yüksek yoğunluklu madde atımları.

Samanyolu galaksimizin merkezinde böyle bir kara delik mevcut. Ancak yemeğini bitirdiği için bir kuasar oluşumu artık gözlemlenmiyor. Bunun yerine yörüngesine yakalanmış yıldızları gözlemleyebiliyoruz.

Evrenimizin genç dönemlerindeki kaotik ortamında çok fazla kuasar oluşumun yaşandığı tahmin ediliyor. Tabii olarak bu tahminler evrenimizin uzak noktalarını gözlemleme kabiliyetimiz arttıkça doğrulanıyor.

Galaksi merkezlerinde yer alan kuasarlar, muazzam bir yıkım makineleri olsalar da aslında bulundukları galaksi için bir ham madde kaynağı olarak çalıştıkları gerçeğini de göz ardı etmemeliyiz. Galaksinin içine ve hatta diğer galaksilere, yeni yıldızlar ve dünyalar oluşturmak için ihtiyaç duyulan maddeleri ulaştırmaktalar.

Kuasarların işleyiş şekline dönecek olursak; Galaksi merkezinde yer alan devasa bir yıldızın çökmesiyle oluşan süper kütleli bir kara delik etrafında kendi çekim gücüne kapılmış talihsiz maddeleri merkezindeki tekilliğe doğru çekmeye başlıyor. Bu çekime kapılan maddeler açısal momentum nedeni ile olay ufkunun etrafında dönmeye başlıyorlar.

Güneş Sistemimizin, Uy Scuti ve Messier 60 kıyaslaması

Bu arada bu yapıyı algılayabilmek için şunu aklımızdan çıkartmamamız gerekiyor. Ortalama bir süper kütleli kara delik Güneş Sistemimizin tamamını kaplayacak bir ölçüde olabiliyor. 1977 yılında NASA tarafından fırlatılan Voyeger 1’in 2017 yılında ancak Güneş Sistemini terk ettiğini hesaba katarsak yapının büyüklüğü biraz daha anlaşır bir hal alıyor.

Karadeliğin yörüngesinde dönemeye başlayan maddeler birbirleri ile çarpışarak ve gitgide sıkışarak muazzam ısılara ulaşır ve ışımaya başlarlar. Ancak mevcut diskin olay ufkuna yakın olan tarafında yer alan maddeler daha hızlı dönüyor ve daha yüksek ışıma gerçekleştiriyorlar. Bu ışıma ve enerji diskin dışına doğru yol alamadığı için (çünkü dışa doğru harekette daha çok parçacıkla temasa girecek ve oradaki enerji düzeyini arttırarak ancak kendi enerjisi soğurulacaktır.) yapının kutuplarına doğru hareket ederek buradan püskürmeye başlar ve o çok bildiğimiz kuasar görüntüsü ortaya çıkar.

Kuasar sanatçı ilusturasyonu. Görsel: NASA

Burada aklımıza kara deliklerden herhangi bir şeyin kaçamayacağı, doğal olarak bu püskürmenin gerçekleşemeyeceği gelebilir. Ancak şunu unutmayalım yığılım diski kara deliğin olay ufkunda meydana gelmektedir. Yani maddenin kara delik tarafından yutulmasının gerçekleşmesi için bu çizgiyi geçmesi gerekiyor. Yeterli hıza ve enerjiye sahip olan parçacıklar bu bölgeden kaçabiliyorlar.

Bu püskürmeler yine yapının büyüklüğüne yakışır bir şekilde gerçekleşiyor. Yüksek parlaklıktaki  bir kuasar saniyede yaklaşık 10 Dünya kütlesi malzemeyi galaksinin içine ve yıldızlar arası alana püskürtebiliyor.

Evrenimizin en karanlık ve bilinmez yapısını oluşturan kara deliklerin akşam yemeğinin bu kadar şatafatlı olması gerçekten ilginç.

Kaynak: NASA, Wikipedia.

Bir Cevap Yazın